Serkan Soyalan

Serkan Soyalan

Çocuk ve genç sporculara nasıl yaklaşmalıyız?

A+A-

Çocuklarımızın, küçük yaşlarda sporla tanışmaları, onların gelişimleri açısından çok önemlidir. Bu sadece fiziksel gelişimleri açısından değil, psikolojik ve kişilik gelişimleri açısından da çok önemlidir. Buralarda da en büyük görev, ebeveynlerin yanında spor altyapılarındaki antrenörlere ve eğitmenlere düşmektedir.

Uzman Klinik Psikolog Cansın İskender de, “Sporda Çıldırmış Çocuklar!” (Haberatör / 18 Ekim 2018) başlıklı yazısında bu gelişim dönemindeki çocukların ve gençlerin sporcu psikolojisini yazdı.

            Son 20 yıl içerisinde en önemli trendlerden birinin sporcu psikolojisi kavramı olduğunu söyleyen İskender, antrenörlerin, en temelden genç sporcu bireyler için öncelikli olarak sağlıklı psikolojik ortamlar yaratmayı hedeflemekte olduklarını, ancak ebeveynlerin de bu konuda yeterli bilgi sahibi olmadıklarından dolayı eğitimli antrenörlerin ne yapmak istediklerini anlayamadıklarını vurguladı.

 

***

 

            İskender konuyu şu satırlarla anlatıyor okuyucularına:

“Bütün ebeveynler çocuklarıyla bir ölçüde özdeşleşir ve bu yüzden onların yaptıkları işleri iyi bir şekilde yapmasını ve başarıyla bitirmelerini isterler. Ne yazık ki, bazı durumlarda tanımlama derecesi aşırı olur ve çocuk ebeveynin egosunun bir uzantısı olur. Ebeveynler, çocuklarının spor performanslarını çok fazla tanımladıklarında, kendi öz değerlerini oğullarının veya kızlarının başarıları veya başarısızlıkları açısından tanımlamaya başlarlar.           

Geçmiş yaşantısında hayal kırıklığı olan bir baba, çocuğunun hiç bilmediği bir başarıyı çocuğuna yükleyip talep edebilir. Yıldız olan bir ebeveyn, çocuğun benzer bir başarı düzeyine ulaşmaması durumunda küskün olabilir ve bu başarısızlığı reddedip kabullenmeyebilir. Bazı ebeveynler bu nedenle çocuklarından ‘kazananlar’ veya ‘kaybedenler’ haline gelirler ve çocuklar üzerindeki baskılar aşırı olabilir. Çocuk başarılı olmalıdır. Aksi taktirde ebeveynin kendi imajı tehdit altında gibi bir durum söz konusu olmaktadır. Ebeveyn sevgisinin ve başarı onayının, çocuklarının gösterdiği performansın derecesine bağlı olduğu durumlarda spor performansında yaşanan stres daha fazla olmaktadır”

 

***

Antrenörler ve ebeveynlerin, genç sporcuların başarıları hakkında sağlıklı tutumlar geliştirmelerinde ve sporcu karakterlerini oluşturmada oldukça önemli bir konumda olduklarını biliyoruz. Bu süreç içerisinde, başarıya giden yolda, genç sporcuların içinde bulundukları psikolojiyi ise İskender, şöyle anlatıyor:

“Genç sporcular, içinde bulundukları stresli karşılaşmalarda, ailelerin kendileri üzerinde kullandıkları yaklaşımları sergilemektedirler. Ailenin ‘başarısızlık’ tanımı ne kadar sert olursa çocuğun tanımı da o denli sert olacaktır. Aslında sosyal yaşantımızda söylediğimiz ‘çocuklar ailelerin yansımasıdır’ cümlesi sporda kendini daha fazla öne çıkarmaktadır.

Amerika’da yapılan bir araştırmada, antrenör ve velilerin eğitilerek, sporcuların rekabet kaygılarını azaltılabileceği etkin bir şekilde gözlemlenmiştir (Smoll, Smill.,2007).

Aslında çoğu ailede spor geçmişi olup başarı konusunda daha takıntılı olan veya başarısız bir geçmişi olduğunu düşünen, başarısızlık korkusu güden ailelerin çocuklarının performanslarında yine aynı şekilde olumsuz bir tutum izlenmektedir. Ailenin çocuktan beklediği başarıyı yansıtma ve talep etme şekli çocuğun kendisinden de aynı şekilde talep etmesine neden olmaktadır. Bu da çocuğun “başarı” ve “başarısızlık” tanımını ciddi anlamda değiştirmekte ve ürkütücü bir anlam yüklemektedir. Öğretilen başarıya ulaşamayan çocuk bunu daha farklı agresyon (agresif) tavırlarla dışarıya vuracak adeta çıldırmışcasına tepkiler verecektir bu durumda onların bir ilerleme sağlayamamasına neden olacaktır. Zaten şu anda da bunu görüp duymuyor muyuz? Adeta her spor branşında başarısızlığa tahammül edemeyen çıldırmış çocuklar..! Bizler her ne kadar kendimizi onların koruyucusu olarak tanımlasak da onlar kendi ayakları üzerine basan bireyler olarak hayatlarını sürdürmektedirler.”

 

***

 

Çocuklara başarı ve başarısızlık kavramlarını anlatırken, kazanmanın ya da kaybetmenin değil, emek ve çabanın değerinin anlatılması gerektiğini de vurgulayan İskender, asla unutmamamız gereken 4 maddeyi de şöyle sıraladı:

 

1-Kazanmak her şey değil, tek şey de değildir. Genç sporcular, rakiplerinden en az birisini yenmek olduğunu düşünürlerse spordan en iyi şekilde yararlanamazlar. Belirtildiği gibi, kazanma önemli bir amaçtır, ancak bu en önemli amaç değildir.

2-Başarısızlık kaybetmekle aynı şey değildir. Sporcuların kaybetmeyi başarısızlık ya da kişisel değerleri için bir tehdit olarak görmemeleri önemlidir.

3-Başarı kazanmaya eşdeğer değildir. Ne başarı, ne de başarısızlık gerekliliği, bir yarışma sonucu veya bir kazan-kazan kaydına bağlı değildir. Kazanma ve kaybetme, bir yarışma sonucuyla ilgilidir, oysa başarı ve başarısızlık yoktur.

4-Sporculara, başarının zafer için çaba gösterdiği (yani başarının bağlılık ve çaba ile ilgili olduğu) öğretilmelidir. Sporcular, maksimum çaba gösterdikleri takdirde asla “kaybedenler” olmadıklarını belirtmelidirler.

Bu yazı toplam 322 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar