Cezasızlık cesaret doğurur: Kıbrıs futbolunda kontrol kaybı
Kuzey Kıbrıs futbolunda yaşananlar artık “münferit olay” tanımının çok ötesine geçti. Bu bir krizdir. Üstelik büyüyen, tekrarlayan ve gerekli dersler çıkarılmadığı için derinleşen bir kriz…
Dün oynanan Cihangir – Mağusa Türk Gücü karşılaşmasının ardından yaşananlar bunun en açık kanıtı. İçlerinde yönetici ve kulüp başkanının da bulunduğu bir grubun tel örgüleri devirerek sahaya girmesi ve maçın orta hakemine fiziksel saldırıda bulunma teşebbüsü; sadece bir disiplin ihlali değil, futbol otoritesine açık bir meydan okumadır.
Daha da vahimi şu: Aynı stadyumda, benzer bir sahaya girme olayı çok kısa süre önce yine yaşanmıştı. Ve o olayın ardından verilen ceza… kamuoyunun hafızasında hâlâ taze: caydırıcılıktan uzak, sembolik, adeta “yaparsanız yine yapın” mesajı veren bir yaptırım.
İşte tam burada mesele sadece taraftar ya da kulüp davranışı olmaktan çıkıyor. Sorumluluk artık doğrudan Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’nun kapısındadır.
Çünkü spor güvenliği sadece sahadaki polisle sağlanmaz. Disiplin mekanizması, güvenlik zincirinin en kritik halkalarından biridir. Eğer yaptırımlar zayıfsa, sahadaki en iyi güvenlik planı bile çöker.
Bugün yaşananları anlamak için artık temel bir gerçeği kabul etmek zorundayız:
Güvenlik; sadece yasaklar ve cezalarla değil, “Emniyet, Güvenlik ve Hizmet” (Safety, Security, Service) yaklaşımının birlikte uygulanmasıyla sağlanır. Yani önleme, yönetme ve doğru müdahale aynı anda çalışmalıdır.
Ancak bizde bu üçlü yapıdan hiçbiri sağlıklı işlemiyor.
Polis var ama uzman değil.
Yaptırım var ama caydırıcı değil.
Yönetim var ama sorumluluk almıyor.
Oysa dünyada bu sorunlar çoktan çözülmüş durumda. İngiltere’de UKFPU ve DFO gibi uzmanlaşmış birimler sayesinde futbol kaynaklı tutuklama oranları %65 oranında düşürüldü. Çünkü meseleye “kalabalığı bastırmak” değil, “riski yönetmek” olarak yaklaşıldı.
İtalya’da ise DASPO sistemiyle sorun çıkarma potansiyeli olan bireyler önceden tespit edilip stadyumlardan uzaklaştırıldı. Sonuç: Polis yaralanmalarında %61 azalma.
Bu başarıların arkasındaki en kritik akademik ilke ise şudur: Ayrıştırma (Differentiation).
Yani herkes suçlu değildir. Sorun, küçük ama organize bir azınlıktadır. Eğer siz o azınlığı zamanında tespit edip etkisiz hale getirmezseniz, sonunda sahaya giren “yönetici grupları” ile karşılaşırsınız.
Dün yaşanan olayda tam olarak bu oldu.
Bu artık spontane bir taraftar taşkınlığı değil; kontrolsüzlükten cesaret alan bir davranış biçimidir.
Sorun, sıkça zannedildiği gibi aşırı sert ya da militarize bir polis varlığı değildir. Aksine, polisler stadyumlarda günlük resmi kıyafetleriyle, çoğu zaman silah ve cop dahi taşımadan görev yapmaktadır. Ancak temel problem tam da burada başlar: Bu sade görünüm, modern “düşük profil” güvenlik anlayışının bilinçli bir tercihi değil; spor olaylarını önlemeye yönelik özel eğitim, uzmanlık ve hazırlık eksikliğinin bir sonucudur.
Oysa düşük profil yaklaşımı, ancak doğru eğitimle anlam kazanır. Eğitimli bir güvenlik görevlisi kalabalığı okur, riskli davranışı önceden fark eder ve kriz daha doğmadan müdahale eder.
Eğitim yoksa, en sade görünüm bile etkisiz kalır. Bu nedenle mesele ne sertlik ne de yumuşaklık meselesidir; mesele, doğru uzmanlıkla donatılmış bir güvenlik aklının var olup olmadığıdır.
Ama tüm bunlar tek başına yetmez.
Eğer federasyon, sahaya girmenin bedelini “komik para cezalarıyla” geçiştirmeye devam ederse, hiçbir güvenlik modeli işe yaramaz. Çünkü sahadaki herkes şunu öğrenir:
“Yaptığının ciddi bir sonucu yok.”
Bu da disiplinin değil, kaosun kurumsallaşmasıdır.
Artık yapılması gerekenler nettir:
- Ülkemizde de tartışılması gereken şekilde uzmanlaşmış bir “Spor Polisi Birimi" kurulmalı
- Polis, kalabalık psikolojisi, spor psikolojisi ve risk analizi konusunda özel eğitimden geçirilmeli
- Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu sahaya girme ve hakeme saldırı gibi eylemlerde ağır ve caydırıcı yaptırımlar uygulamalı
- Kulüp yöneticilerine yönelik sorumluluk mekanizması açık ve sert şekilde tanımlanmalı.
Çünkü dün yaşanan olay, sadece bir hakeme veya rakibe yapılan saldırı değildir.
Bu, sistemin zafiyetine atılmış ikinci imzadır.
Ve eğer bu imzalar görmezden gelinirse, üçüncüsü çok daha ağır olacaktır.
Futbol; tutkudur, rekabettir, coşkudur. Ama asla kontrolsüzlük değildir.
Bunu sağlamak ise sadece sahadaki 22 oyuncunun değil, sahayı yöneten tüm sistemin sorumluluğudur.



.gif)


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.