Ülkede asgari ücret tüm itirazlara rağmen yine, işçinin, emekçinin yüzünü güldürmeden belirlendi.
Mecliste bütçeler tartışmalarla geçti, ekonomik kriz her geçen gün daha da büyük bir yıkım yaratıyor.
***
Tüm bu kaos içinde, spor her zamanki gibi yok sayılıyor, görmezden geliniyor.
Ne sporcu konuşuluyor, ne kulüpler, ne federasyonlar…
Oysa spor, bir ülkenin geleceğini doğrudan etkileyen en hayati alanlardan biri.
Geçtiğimiz haftalarda Atletizm Federasyonu Başkanı Ferhat Sakallı’nın yaptığı açıklama, bir şikayet olarak değil; açık bir uyarı olarak okunmalı.
***
Beş yıldır sürdürülen planlı bir emeğin, sistemli bir çalışmanın ve uluslararası başarıya uzanan bir yolculuğun tam ortasında, sporun yine siyasetin gölgesinde kalmasına karşı yükseltilmiş bir ses.
Asgari ücretin düşük olduğu bir ülkede sporun gelişmesini beklemek, en hafif tabirle gerçekçilikten uzaktır. Çünkü asgari ücret yalnızca bir maaş değil; bir çocuğun spor ayakkabısı, antrenman parası, beslenmesidir.
Geçim derdiyle boğuşan bir aile, yetenekli çocuğunu sahaya veya salonlara gönderemez, giderlerini karşılayamaz.
Bu yüzden birçok yetenek, daha filizken kayboluyor.
***
Kulüpler için tablo daha da ağırdır. Aidat toplayamayan, sponsor bulamayan, gönüllü antrenörlerle ayakta kalmaya çalışan kulüpler, sportif başarı değil hayatta kalma mücadelesi vermektedirler.
Ekonominin daraldığı her dönemde spordan kesilen bütçeler, aslında geleceğe yatırımın kesilmesidir.
***
Federasyonlar ise adeta kaderine terk edilmiş durumdadır.
Devlet katkıları yetersiz, bütçeler öngörülemez, planlama imkansız bir hale dönüşmüştür.
***
Uluslararası organizasyonların dövizle yapıldığı bir dünyada, federasyonlardan mucize beklenmektedir.
Sakallı’nın ifade ettiği gibi, federasyon başkanlarının sponsor ararken “dilenci” muamelesi görmesi, sistemin ne kadar çarpık olduğunun açık göstergesidir.
Oysa rakamlar ortadadır.
Olimpiyat finali görmek, Dünya ve Avrupa şampiyonalarında madalya almak tesadüf değildir. Bunlar planlı çalışmanın, inancın ve doğru yönetimin ürünüdür.
Bugün atletizmde yakalanan jenerasyon, ambargolara rağmen ülkenin adını dünyaya duyurabilecek güçtedir. Ancak bu sporcular, yeterli destek verilmediği için başka ülkelerin kulüplerinin radarına girmeye başlamıştır.
Bugün kaybedilen bir sporcu, yarın geri getirilemez.
***
Burada esas sorgulanması gereken nokta şudur: Bu ülkede spor neden sahipsizdir?
Neden sporun ayrı bir bakanlığı yoktur?
Neden uzun vadeli, sürdürülebilir bir spor politikası hâlâ oluşturulamamıştır?
Başarı geldiğinde fotoğraf karesine girenler, kriz anında neden sessiz kalmaktadır?
***
Spor bir gider kalemi değildir...
Spor; sağlıktır, gençliktir, tanıtımdır, diplomasidir.
Spora yapılan yatırım, ülkenin yarınına yapılan yatırımdır.
Spor bütçesinden yapılan her kesinti, tasarruf değil, vizyon eksikliğidir.
***
Ferhat Sakallı’nın çağrısı nettir ve haklıdır.
Spor günü kurtaran kararlarla değil, kalıcı politikalarla yönetilmelidir.
Federasyonlar şeffaf, denetlenebilir ve sürdürülebilir bütçelere kavuşmalıdır.
Sporcuların önüne her yıl değişen engeller değil, güvenilir bir yol haritası konulmalıdır.
Aksi hâlde kaybeden ne federasyonlar olur, ne sporcular…
Kaybeden ülke olur.