Haksız mı?

Nezihi Beyaz

KKTC’yi ilan ettiğimiz tarihten bugüne, tüm branşlarda olduğu gibi futbolda da dış temas olanakları giderek tükenmiş, olası bir çözüm dışında da gençlerimizin bırakın dünya sporcuları ile yarışmasını, Türkiye’deki kulüplerle bile yarışma olanakları olmayacakları varsayım değil, bir gerçek.

Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda yeteneğimizin Güney’de veya Türkiye’de yarışma olanağı bulması kimseyi rahatlatmasın. Birçok yetenekli sporcumuz yarışma olanağı bulamadığı için Ada yarısında ziyan olup gidiyor.

Futbolda, tribünlere gelmeyen taraftarları sahalara çekebilmek, yarışma heyecanını yaşatabilmek ve kaliteyi yukarı çekebilmek amacıyla, Futbol Federasyonu’nun yabancı sayısını artırması sahalara elbette olumlu yansıyor ve izlenebilecek bir futbol izleme şansı yaratıyor ama rekabetin hız kazanması ile; yabancıların dışında, kaliteli yerli oyuncular ile Türkiye’den transfer edilenlerle birlikte kulüplerin bu futbolculara deve yükü ile para ödemeleri şaşırtacak derecede artış gösterdi.

Kulüplerin bu paraları karşılayacak gelirleri var mı? Elbette yok! Ne bilet gelirleri ne forma satışları ne üye aidatları ne de sponsor getirisinin, bırakın tüm giderleri karşılamasını, kaliteli bir yabancının sezonluk transfer giderini bile zor karşılayacak ölçüde yetersiz kalıyor.

Peki… Kim karşılıyor bu devasa giderleri? Elbette zengin iş adamları. Neden böyle, adeta sokağa atılan paraları harcarlar diye sorarsanız? Bilemiyorum yani; Ya, kulüplerine büyük bir aşkla bağlılar ya kendilerini tatmin ediyorlar ya şöhret basamaklarını hızla tırmanarak bürokratik işlemlerde kolaylıklar sağlayarak işlerini büyütme yolunda emin adımlarla yürümeye devam etmenin yolunu açıyorlar ya da bilemediğimiz başka bir nedenle harcıyorlar bu paraları. Ancak, bir süre sonra da amaca ulaşıp veya bıkmaları nedeniyle katkıdan vazgeçip kulüpleri kendi kaderlerine terk ediyorlar.        

Yapılacak şey basit; yabancı transfere harcanan paraları yerli kaliteli teknik adamlara ve yetenekli gençlere harcayarak altyapıyı güçlendirmek ve onları özendirmek.

Tabi, bu yükü sadece kulüp yönetimlerinin omuzlarına yıkmamak, Devleti, yani Spor Dairesi ve Federasyon’un da bu yüke ortak olmasını sağlamak çözüm olabilir. Böyle bir finans olanağı hem Futbol Federasyonu’nun da hem de Spor Dairesi’nde var.

Bakın, T. Ocağı’nın alt yapısında yıllardır hizmet eden, Kıbrıs Türklerinin yetiştirdiği en iyi kalecilerinden Mesut Girgen’in oğlu, DTB’nin tarihine altın harflerle yazılmış Afün ve Murat Girgen’in yeğenleri öğretim görevlisi Mete Ünal Girgen, sosyal medya hesabında T. Ocağı’nda yaşananlara parmak basarken, altyapı konusunda neler yazıyor. “Oysa altyapı; yoğun emek, ciddi sorumluluk ve büyük özveri gerektiren, buna karşın ülke genelinde ele alındığında maddi getirisi en az olan ama ülke futbolun geleceğini belirleyen en kritik alandır. Bu nedenle altyapıya sahip çıkmak bir tercih değil, zorunluluktur. Bu sorumluluk yalnızca futbol takımlarına ait yönetimlere değil; Spor Dairesi’nden Futbol Federasyonu’na kadar tüm ilgili kurumların bu konuda üzerine düşeni yapması gerekmektedir.”  

Haksız mı?