Buse’den bir başarı daha

Serkan Soyalan

Buse, göğsümüzü kabartmaya devam ediyor. Genç atlet Buse Savaşkan, İstanbul’da düzenlenen Salon Olimpik Deneme Yarışları’nda yüksek atlama branşında birinci oldu. Hem de 1.83’lük derece ile… Bu başarıyla U-23 kategorisinde Avrupa barajını da geçti Buse.

            Şimdi sıra bizde… Daha çok destek olmalıyız ve Buse’nin önündeki uzun yolculukta her şeyimizle onun yanında olmalıyız.

 

***

 

Bireysel sporlar durmamalıydı

 

            Binicilik sporu benim kişisel olarak uzak durduğum bir spor dalıdır. Bu uzak durmanın başlıca nedeni de çocuk yaşlardan beridir atlara karşı duyduğum ürkekliktir. Nedenini de bilmiyorum aslında. Herhangi bir düşme, ısırma, tepme durumu da geçmedi başımdan ki ona bağlayayım. Ancak bu ta çocukluk yaşlarımdan beri böyle geldi. Üzerine gittim yenmek için, psikologlara, terapistlere başvurdum. Olmadı. Başaramadım. Bıraktım.

            Sakın ola ki atları sevmediğim sonucu çıkmasın bundan. O atlar ki asil duruşlarıyla, güçleriyle, kuvvetleriyle en sevdiğim hayvanlar arsındadır, ama uzaktan. Hatta çalışma ofisimde Fransız ressam Henri Regnault’un “Automedon with the Horses of Achilles” isimli eserinin reprodüksiyonu bulunmakta. O ihtişamlı esere bakıp bakıp korkularım depreşiyor da diyebilirim.

            Neyse benim korkularım değil yazımızın konusu, binicilik sporunun genç ve başarılı ismi Çisem Özoktay. Başarılı sporcu Havadis’e konuştu ve biraz da haklı bir şekilde sitem etti. Covid-19 döneminde spor branşlarının durmasını eleştirdi ve “Öncelikle insan sağlığının her şeyden önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak binicilik sporu bireysel bir spordur. Ara verilmesini doğru bulmuyorum. İdman yapmadığınız dönemde hem at sizden, hem de siz bu spordan koparsınız başarı da gelmez. Bizler hem kendimiz, hem de atımız idman yapmazsak ileri gitme şansımız olmaz. Bundan dolayı da bireysel olarak idman yaparak kendimizi formda tutmak önemlidir” dedi.

            Haklı aslında, binicilik gibi spor branşları gerekli tedbirler alınarak yapıldığından durmamalıydı. Bu yönde bireysel sporcuların performans kayıplarının pandemi sonrasında daha da derinden hissedilebileceğini düşünüyorum.

                

***

 

Geçmişe özlem

 

            Mehmedali Özgürgün’ün futbolculuğunu izleme şansı yakalayanlardanım. Onun o kanattan aldığı toplarla, soğukkanlı şekilde sıfıra kadar inip yaptığı ortalar hala belleklerde, taze duruyor.

            Kıbrıs’tan sevgili Şükrü Burağan’ın yapmış olduğu röportajı okurken de o Çetinkaya günlerine gittim. 

            Şimdi Mehmedali Hoca’nın Çetinkaya günlerini onun ağzından dinleyelim: “Çetinkaya’da 15 yaşında hem voleybol, hem basketbol hem de futbol takımlarında yer alıyordum. Basketbolda maçlarımızı Gençlik Gücü ve Yenicami’nin açık alandaki sahalarında oynardık. Çetinkayalıyım, çünkü dedem Hüseyin Asım Özgürgün, 1942’de kulübün kurucularındandı ve yine babam Sunalp Özgürgün yıllarca takımın kaptanıydı ve şampiyonluklar yaşamıştı. Abim Hüseyin ile hayatımız kulübün içinde geçti, halı sahanın orada kum havuzu vardı. Bütün gün top oynardık.”

            O günlerden şampiyonluklar ve kupalarla dolu bir kariyere ulaştı Mehmedali Hoca. Son dönemlerinde de kısa bir süre Göçmenköy’de forma giyip aktif futbolculuk kariyerini noktalamış. Sonrasında da teknik direktörlük yılları.

            Nedendir bilmiyorum da o dönemlerde izlediğim futbol bana daha bir keyif veriyordu. Belki takımdaşlık, belki sporcuların kulüplerine bağlılıkları, belki de dünya o dönemlerde daha da temizdi diye… İnsanın o günlere özlem duymaması hiçten bile değil.